Makalelerde, Yeraltı Edebiyatı
“Bütün bu postacıların yaptığı, mektuplarını kutulara atmak ve düzmekti. Bu tam bana göre bir işti, ah evet evet evet.”
İşte böyle başlıyor bu kitabın hikayesi. Ancak kitabın hikayesine geçmeden önce biraz Bukowski’den bahsetmek istiyorum. Bukowski evden …
“Eğer bu kitabı okumaya niyetliyseniz vazgeçin. Kendinizi kurtarın. Televizyonda mutlaka daha iyi bir şeyler vardır. Burada anlattığım şeyler önce sizi kızdıracak. Sonra her şey daha da kötü olacak.”
Yeraltı edebiyatını popüler edebiyatın mahremiyeti olarak tanımlayabiliriz. Cinsel …
“Yeteneksin yazarlara adanmıştır.”
Pulp, Bukowski’nin ölmeden kısa süre önce tamamladığı son romanı. Hastalığı sırasında özellikle hastanede kaldığı zamanlarda bile inatla yazmaya devam etmiş ki bu “ölüm” hali kitapta da kendine epey yer bulmuş. Altı çizilen …
Factotum. Kelime latincedeki yapmak anlamındaki facere’den ve totum, herşey, bütün anlamındaki totus’tan geliyor. Arka kapak yazısında “Bir işte yapılması gereken tüm niteliksiz işleri yapan kişi” şeklinde açıklanmış. Bir nevi “Ne iş olsa yaparım abi” cümlesini …
“Evlat,” diye seslendi, “iş ister misin?”
“Kimi öldüreceğim?”
Böyle bir diyalogla başlayan bir kitap düşünün. Ne okuyacağınızı az çok tahmin edebilirsiniz. İçinde barındırdığı 18 hikayeyle Bukowski’nin; kitaplarında kullandığı ismiyle Henry Chinaski’nin aylak, pislik hayatı anlatılıyor bu kitapta. …
“Haritada unutulmuş bir düşüşü işaretliyorum; birlikte hatırlayabileceğimiz bir sır. Bu gece belki de hayatımın en olmadık işini yapıp sana yazmaya çalışıyorum. İfade edilememiş ve bu yüzden kutsal kalan pek çok şey gibi; ifade edemediğim duyguların, …
Aşk, bu sefer..
Öyle bir topluluğa aitsiniz ki, alkol, uyuşturucu, barlar, yollar, nerede uyuduğunu bilememeler, değişiklik olsun diye sevgilileri gecelik değiştirmeler, şiirler, sanat, müzik, Beat Kuşağı.. Ayık günleri az olan..
Bir gün bir kız görüyorsunuz ve vuruluyorsunuz, o …
“Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az… O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum… Az… Sen de fark ettin mi; Az, dediğin, küçücük bir kelime. Sadece …
Bu fazla kalın olmayan ama dopdolu kitabı en iyi nasıl anlatacağımı gerçekten bilmiyorum, önce yazar Jack Kerouac’den bahsetmek yardımcı olabilir:
1950′ler. Tutucu Amerika’da kendini yollara vuran bir genç. Her yere otostop çeken, trenlerde kaçak seyahat eden, şarap …
”İstenmeyen yağlar. Pahalı, butik sabunlar. Maaş çekleri, güzel bir ev, zarif mobilyalar. Yalnızlık ve yabancılaşma. Tüketimin susmayan arsız çağrısı. Yalanlar ve Yalanlar. Nefret ve Öfke”
Filmini izlediğimde bir liseli olduğum, sonra bir dost ziyareti boşluğunda o …

.gif)
